OKULUMUZUN KURUCUSU MEHMET ÇELİKEL

Mehmet Çelikel’i kendi ağzından dinleyelim;
1882'de Ereğli'de doğdum. İlk ve Rüşteyi tahsilimi bitirdikten sonra babamın yanında ticaret işine atıldım. Bütün emelim kimseye boyun eğmeden sırf şahsi teşebbüsüm ile işe girişmekti. 1922'de Zonguldak'a geldim Bütün sermayem iki bin kuruştan ibaretti. Bunun bin kuruşunu da Sırma Abla adında bir kadından faiz ile ödünç almıştım. Bu suretle sebzecilik alışverişine başladım.
1930'da umumi harbin başlangıcında ticaretim ilerlemiş ve bakkaliye üzerine iş yapmaya başlamıştım. Seferberlik çıkınca ötede beride alacaklarım yüzünden kazandığım iki bin altın lirayı geçen sermayemi de kaybetmiş ve bir miktar da borçlanmış idim. Bu vaziyet bana hayal kırıklığından çok ziyade daha büyük bir metanet ve azim verdi. Umumi harpte bilhassa Karadeniz sahillerinden Zonguldak'a gıda maddeleri getirmeye başlamıştım. Küçük ve büyük deniz vasıtaları ile ve bin bir türlü tehlikeler içinde mücadele ederek Allah'ın yardımı ile işlerim yeniden gelişmeye başladı. Bu sefer toptan ve perakende her nevi eşya ve bilhassa bakkaliye ile ticaretimi genişlettim ve halen bu suretle devam ettiriyorum. Bir de vapur aldım. Bu işlerde muvaffakiyetimin yegâne sırrı dürüstlük ve hakka riayettir.
Tahsile çok hevesim vardı. Bunu tamamlayamadığım için çok ıstırap duymaktayım. Oğlumu lise tahsilini bitirince ekonomik ve politik bilimler tahsili için İsviçre'ye gönderdim.
Kazandığım sevgili yurdumda, memleketime, yurttaşlarıma faydalı olmak en birinci idealim olmuştur. İşte bu gaye iledir ki, bir lise binası yapıp memleketime armağana karar verdiğim dakika hayatımın en zevkli ve en heyecanlı bir anısıdır. Bu hususta büyüklerimden gördüğüm teveccüh ve teşvikler de benim için ayrıca bir bahtiyarlıktır.
Yaptığım bu işin gerek temel atma gününde ve gerekse açılışı esnasında duyduğum sevinç ve heyecanlar ise paha biçilemeyecek derecede büyüktür.

ZONGULDAK'A İLK MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ TALAT ONAY'IN ZONGULDAK'IN MİLLİ EĞİTİMİ VE ÇELİKEL LİSESİNİN KURULUŞU HAKKINDA YAZDIĞI HATIRALARI

1921(1337) Haziranının son günlerinden birinde Zonguldak'a ilk maarif müdürü olarak gelmiştim . Beş on gün içinde İstanbul Hükümeti bir kaza olan Zonguldak'ı sancak yaptığı , kırk polisle birde mutasarrıf gönderdiği duyulmuştu. Zonguldak'ı idaresi altında bulundurmak isteyen Ankara'da ki milli hükümette bu kazayı müstakil mutasarrıflık yapmış , defterdar , maarif müdürü , polis müdürü ve komiserleriyle diğer selahiyetli memurları tayin edip göndermesini Kastamonu valisi rahmetli Kütahyalı Cemal beye havale etmişti. Benim tayinimde Cemal beyin telgrafla inhasıyla bir günde yapılmıştı.
Zonguldak Bolu livasından henüz ayrılmış küçük bir kasaba idi. Evvelce Ruslar tarafından bombardıman edildiği için ne hükümet konağı ne mekteb vardı. Hükümet de mekteb de birer hana yerleşmişlerdi. Kafi miktarda sırası bile bulunmayan bu handan dönme mekteb de bir odayı (maarif müdürlüğü) için işgal ettim. Bir ayağı çarpık bir masa ile kaba hasırlı köy kahvelerinde ki iskemlelerden bir iskemle bu resmi makamın yegane eşyasını teşkil ediyordu.
Erkek mektebi mekteb diyecek bir halde değildi. Muallimleri de noksandı bu yüzden zenginler çocuklarını Fransız papazlarının idaresinde ki mektebe gönderiyorlardı. Bunun önüne geçmek lazımdı. İlk mektebi derhal numune haline koydum. İstanbul'dan muhterem edip ve mütefekkir İbrahim Alaeddin vasıtasıyla celbeddiğim ondan fazla muallim mektebi mezunu ile , sekiz kadar kız muallim mektebi mezununu Zonguldak, Bartın ve Ereğli' ye tayin ettim . Merkez numune mektebinde bir canlılık başladı. 3 ay sonra çocuklar bir müsamere verdiler. Mevzuu Sivas kongresi olan bir piyes temsil ettiler. Fransız işgal kumandanı ile müftünün de bulunduğu kalabalık davetliler huzurunda verilen bu müsamere ve çocukların Fransızca da muafakiyetleri çok alkışlandı. Bugünden itibaren Fransız mektebindeki çocuklar bizim mektebe başladılar ve papaz telkininden kurtuldular.
Parasızlık fazla bir şey yapmağa imkan bırakmıyordu. Bir gün başmuallim Muhsin efendiyle çare düşünürken hayırseverlere başvurmağa karar verdik. Verdik ama dilenci gibi para istemek bana ağır geliyordu. Hem istersek nasıl karşılanacaktık. Bunları görüşerek Çakaloğlu Mehmet efendinin mağazası önüne gelmiştik. Daveti üzerine kahvesini içtik. O alışverişiyle meşgulken biz yine planlar kuruyorduk. Biraz sonra ben ayrılarak Maksut beyin yazıhanesinde Tahir Karaoğuz' u görmeye gittim. Hemen oturmuştum ki Muhsin gülerek geldi. Mehmet efendinin ne istersek yapmağa para yardımında bulunmağa hazır olduğunu bildirdi. Meğer bu zat bizim konuşmamıza kulak misafiri olmuş, eski dostu olan Muhsin' e  ben ayrılınca bu teklifi yapmış.
Mehmet efendiyi Halim çok mahcup ,mütevazi, terbiyeli ve dini bütün bir Türk oğlu olarak tanıdım ve tanımaktayım. Teklifini bir maarif müdürüne ihsar etmeyi terbiyeye uygun bulmamış.
Yapacağı işi kimseye duyurmayan, yaptığını dallandırıp budaklandırmayan, iyiliklerini ballandırmayan bu koyu Müslüman Türk oğlunun bana bir şey açmaması benim izzeti nefsimi yaralamamak gibi bir saygıdan ileri gelmişti. Aksi hal onca küstahlıktı. İslami terbiyeye milli ahlaka uygun gelemezdi. Sadakalarını, zekatını gizli vermek, iyiliklerini kimseye duyurmamak bu adamın zevk alarak yaptığı bir ibadet gibiydi. Ben Mehmet efendinin bir kere olsun gururla başını kaldırdığını görmedim ve görende olmamıştır.
Çakaloğlu mazisini unutmayan , halini mazisine göre ayarlayan istikbalini emniyetle gören emsalsiz bir insandır. Bana bir gün : Müdür bey ben Ereğli' den buraya gelince yıllarca merkeble ocaklardan kireç taşıdım ; çalışarak servet sahibi oldum. Allah bana daha çok verecektir., buna imanım var demişti. Muhsin'in getirdiği haberden sonra Mehmet efendinin köşesi bizim tuz kutumuz olmuştu. İstediğimiz zaman ihtiyaç nispetinde kolaylıkla alabiliyordu. Oda yardımlarından sevinç duyuyordu. Halbu ki Mehmet efendinin mektebimize devam eden bir çocuğu bile yoktu. Fakat maarife karşı kalbinde büyük bir muhabbet , hayır işlerine para vermek için dimağında sönmez bir hararet vardı. Bu muhabbet ve hararet muhakkak katıksız Türk , riyasız müslüman oluşunun neticesi ve hatta ilhamiydi denebilir.
Zonguldak' ta muhteşem bir mekteb görmek istiyorduk. Yaptırmak hayal ve hülyası beni rahatsız ediyordu. Bu emel ve hülyamı Mehmet efendiye açtım: -Müdür Allah nasip ederse istediğinden daha iyisini yaptırmak din borcum olsun. Allahımı bu hususta şahit tutuyorum demişti . Bu hamiyetli adamın mutlaka va'dini yerine getireceğine kani olduğum için büyük kalp rahatı duymuştum.
Bugün Türkiyemiz'de  maarif severliğin hamiyetin biricik abidesi olan Zonguldak lisesi işte bu va'din hayırlı ve mes'ud neticesidir. Aradan yıllar geçti. Zonguldak'tan bir lise açılması istenince maarif vekaleti bina olmadığını bahane ederek bu isteğini reddetmiş. Bu haberi duyunca gayretli dostum Tahir Karaoğuz'a Mehmet efendiye va'dini hatırlatmasını bildirdim. Temiz vicdanında kopan bir va'di yerine getirmemekten ızdırap duyan Mehmet efendi bugünün parasıyla 120 bin lira değerinde olan liseyi yaptırarak maarife hediye etmiştir. Haklı olarak bu binaya Mehmet Çelikel lisesi adı verilmiştir.

Ah, her vilayette olsun bir Çelikel çıksa